Kuran-ı Kerim Mucize-i Halidedir. Yani ebedi mucizedir. Ezelden gelmiş ebede gidecektir. Diğer peygamberlerin mucizeleri bir zamanla sınırlıdır. Kur'an ise her asırda, sanki tel tel açılan bir gül goncasıdır. Evet o Peygamber-i Ekber'e (sav) verilmiş bir kübra mucizedir. Server-i Ekrem Efendimiz (sav) de bunu ifade sadedinde; benim en büyük mucizem Kuran-ı Kerim'dir buyurmuştur.

Kuran’ı diğer semavi kitaplardan ayıran en büyük özelliklerinden bir tanesi de günümüze kadar hiçbir şekilde değişmemiş olmasıdır. Bundan 1400 yıl önce dünyamıza nur yağdırmaya başlayan bu mukaddes kitabın değil ayetlerinde, tek bir harfinde bile herhangi bir farklılık meydana gelmemiştir. Zaten Allah-u Teala da bu garantiyi ta baştan vermiyor mu?(Hicr:15/9) İmam Şibli’nin de Peygamberimizin Mucizeleri adlı eserinde üzerinde durduğu gibi bu ayet Kuran’ın hak olduğunu ve onun Allah’ın kelamı olduğunu açıkça ispat ediyor.

Bu kısa yazımızda biz, onun birkaç ayetine kısaca göz gezdirip sizlere bir gül demeti takdim etmeye çalışacağız:

***Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat çoğu bunu bilmezler.(Enam; 111)

Kalpleri evirip çeviren yüce Yaratıcı, insanları İslam’a ısındırmaya, ya da onları İslam’dan soğutmaya muktedirdir. Nice insanlar vardır ki, kısa zaman içerisinde Müslümanlıkla tanışabilirler, lakin bazıları için ise bu yol taş ve kayalık olur. Çok müsait bir zeminde yaşamalarına rağmen, bir türlü bu güzelliğin tadına varamazlar. Hele de öyle insanlardır ki; bırakın gerçek dini, henüz bunlar Allah’la dahi tanışamamışlardır. Halbuki bunların ilklerden olmaları beklenir ama işte Allah’ın bu ayette belirttiği gibi, tüm şartlar olumludur; sanki bunlar bu devirde peygamberle yan yana oturuyorlar gibidirler ama ondan nasiplenemezler. Çünkü onların kalpleri mühürlenmiştir.


***“Yine onlar seni yurdundan çıkarmak için neredeyse dünyayı başına dar edecekler; o takdirde senin ardından kendileri de fazla kalamazlar. Senden önce gönderdiğimiz peygamberler hakkındaki kanun da budur; bizim kanunumuzda hiçbir değişiklik bulamazsın.(İsra; 76 ve 77.ayetler)

Asr-ı saadet özellikli bu ayet, kâfirlerin Peygamber efendimize karşı yaptıkları zulmün neticesinde indirilmiştir. O zaman yaşanılan olaylar ise bu iki ayette konu edilmiştir. Burada dikkati çeken en önemli husus ise, âlemlerin efendisine yapılan bir nevi ahittir. Allah önce, onun Mekke’den çıkarılacağını haber vermiştir ve ardından da Resul’ün öcünü yine kendilerinin bu beldeden çıkarılarak alınacağını müjdelemiştir. Gerçekten de olaylar cereyan ettikçe, Kuran’ın gerçekliği, bu ayetlerle de sabitlenmiştir.


***"Sen bundan önce ne bir kitap okur; ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı batıla düşenler şüphe duyarlardı."(Ankebut 48.ayet)

Peygamber Efendimiz(SAV), peygamberliğini ilan ettiği zaman, birçok insan ona karşı çıkmış ve peygamberliğini kabul etmemişti. Onun vasıtası ile indirilen Kuran ile ilgili ise fazlaca yalan uydurmuşlardı. Özellikle de iddialar, Kuran’ın peygamber tarafından yazıldığı kaynaklıydı. Oysa bu iddia tutarsızdı. Çünkü bu ayette de belirtildiği gibi Efendimiz(ASM) okuma yazma bilmiyordu. Allah bu işi ta evvelinden hazırlamış, böyle yalanların ona çarpacağını bildiği için, onu alfabe bilgisinden yoksun yaratmıştı.


***Allah seni insanlardan koruyacaktır.(Maide; 67.ayet)

Kendisinden evvelki nebiler gibi Efendimiz de(SAV) hayatı boyunca bin bir tehlikeye göğüs germişti. Müşrikler ona akıl almaz tuzaklar kurmuşlar ve onu -yani Müslümanlığı- ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Ashap bu belalara karşı durmaya çalışmış ve onu hiçbir zaman yalnız bırakmamışlardır. Fakat bu ayet indirildikten sonra her şey birden değişivermiştir. Allah Resulü(ASM) bu ayeti yanındakilere okumuş ve kendisinin korumada olduğunu bildirmiştir. Bu olaydan sonra müşrikler, hiçbir şekilde ona zarar verememişlerdir. Yeltenmeler olmuş, lakin bu teşebbüsler hep bu ayete takılıp kalmıştır. Şunu biliyoruz ki; inanmayanlar onlarca, yüzlerce değil, milyonlarca girişim yapsalardı, onu öldürmek için yine de başarılı olmazlardı. Çünkü Allah teminat vermişti.


***Ne yücedir o ki; toprağın bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve daha bilmedikleri nice şeyleri hep çift yarattı.(Yasin; 36)

Bilim, her zaman bilinmezlerin anahtarı olmuştur. Bu olay aşamalıdır; dün ortalıkta görünmeyenler, bugün bir şekilde ortaya çıkartılabilir. 14 asır öncesinde insanların bir erkek ve dişiden meydana geldiği malumdu; ya da bir yavru devenin hem annesi hem de babası olduğu biliniyordu. Fakat ancak ortaya çıkabilmiş polen-tepecik ilişkisi de gösteriyor ki, bitkiler de erkekli dişili olarak yaratılmışlardır ve buna Kuran çok öncesinden işaret etmiştir. Ayrıca bilmediğimiz ve yavaş yavaş öğrendiğimiz nice şeyler de Kuran’ı bu noktada tasdik ediyor.


***İnkâr edenler görmediler mi ki; göklerle yer bitişik idi, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık(Enbiya; 30.ayet)

Bilim, Kur’an’ı doğrulamaya devam ediyor.14 asır öncesinde değil, insanların yerle göğün birbirinden ayrılmasını bilmeleri, dünyanın şeklini bile tahmin ederlerken korkunç yanlışlara düşüyorlardı. İşte bu hengâmda Kuran, bu meselede de ışık olduğunu gösteriyordu, gösteriyordu ama, bu ancak yakın tarihimizde anlaşılabildi. Yerle göğün ayrılma olayı, bilim adamları tarafından ispat edilince, Kuran’ da kendine inananlara bir kez daha sadakte ya Hazreti Kuran dedirtti.


***Göğü kendi ellerimizle yaptık ve biz onu devamlı genişletmekteyiz.(Yasin; 38.ayet.)

Yasin suresinde birkaç ayetle temas edilen gök hareketleri, insanı hayrete sevk edecek seviyede. Ama asıl hayret edilen şey, bu hareketlerin asırlar öncesinde Kuran’da yer almasıydı. Allah, yarattığı göğün hareketlerini yine Kur’an’a konu etmiş. Gözleri asıl gerçekleri görmeyen yarım insanlar keşke biraz Allah kelamını dinleselerdi.


***Rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik de gökten su indirdik böylece sizi suladık(Hicr 22.ayet)

Mürekkep yalamamış insanlar için gündelik olaylar çok basittir. İnsanlar üzerinde biraz da ülfet oluştuğundan dolayı, bize göre güneşin doğuşu gayet normaldir; su susuzluk gidericidir, ateş yakıcıdır v.b.Ama bilimle hemhal olmuş kişiler için durum çok farklıdır. Onlar tabiata ve Allahın tabiatta yarattığı her bir şeye, farklı bir gözlükle bakarlar. Ayette de ifade olunduğu gibi bizim genellikle serinletici olarak bildiğimiz rüzgâr, esasında bunun yanında iyi bir dölleme aracıdır. Polen ile tepeciği bir araya getiren bu tabiat olayı, yüzyıllar önce asr-ı saadette Kuran sayesinde insanlara bildirilmiştir. Yarattığı şeyleri en ince ayrıntısına kadar bilen Rabbimiz bize bu olay hakkındaki ipucunu sunmuştur. Şimdi de bu ipucu farkında olmadan bulunmuştur.


***Allah dilediğinde, güven içinde başlarınızı tıraş ederek ve saçlarınızı kısaltarak korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz.(Fetih; 27)

Peygamber Efendimiz(ASM) Mekke’den çıkarıldıktan sonra bu ayet ona ve ashabına bir müjde olmuştu. Her bir kişi, kendi yerinden yurdundan çıkarılmanın hüznünü yıllarca yaşadı. Fakat bu ayetle beraber insanların içerisine mutluluk dolmuştu. Çünkü onlar biliyorlardı ki; Kuran en doğruydu ve Rabbin beyanıydı. Bekledikleri olmuştu ve bu şekilde Mekke’ye dönüş yaptılar; hiç korkmadan, emniyet soluklayarak…


KAYNAKLAR

1-İmam Şibli Numani-Peygamberimizin Ruhani Hayatı Ve Mucizeleri- Timaş Yayınları- İst-2004

2-M. Fethullah Gülen-İnancın Gölgesinde-2- Nil Yayınları-İst-1996

3-M. Fethullah Gülen-Asrın Getirdiği Tereddütler: 1-Nil Yayınları-İst-2004

4-M. Fethullah Gülen-Asrın Getirdiği Tereddütler: 2- Nil Yayınları-İzmir-1998